Umutsuzluk
Despair
Tanım
Şeylerin kökten yanlış olduğu ve asla daha iyiye doğru değişmeyeceği inancıyla karakterize edilen, en yıkıcı ve olumsuz insan duygusal yaşantısı.
Örnek Vaka / Uygulama
45 yaşındaki danışan M.B., son altı aydır işini kaybetmiş ve sosyal ilişkilerden tamamen kopmuştur. Terapide, hayatının düzeltilemeyecek kadar bozulduğunu, çabalarının hiçbir işe yaramayacağını ve geleceğin kendisi için sadece acı barındırdığını ifade etmektedir. Bu durum, Beck'in umutsuzluk ölçeğinde klinik eşiğin üstünde yer alan akut umutsuzluk tablosunun tipik bir tezahürüdür.
Derin Analiz
Klinik psikoloji ve psikopatoloji bağlamında umutsuzluk, majör depresif bozukluk, kronik demoralizasyon ve intihar ideasyonunun en güçlü habercilerinden biridir. Aaron Beck'in bilişsel modeli ve intihar üzerine yaptığı araştırmalarda, umutsuzluk kavramı bilişsel üçlünün (benlik, dünya ve geleceğe yönelik olumsuzluk) tepe noktasını oluşturur. Bireyin geleceğe dair hiçbir olumlu alternatif senaryo üretememesi, bilişsel esnekliğin tamamen kaybolmasına ve nörobiyolojik düzeyde ön prefrontal korteksin (mPFC) bilişsel kontrol işlevlerinin zayıflamasına yol açar. Erik Erikson'un psikososyal gelişim kuramının son evresinde 'benlik bütünlüğüne karşı umutsuzluk' (integrity vs. despair) çatışmasının merkezinde yer alır; bu evrede kişi geçmiş yaşamının muhasebesini yaparken pişmanlıklar ve telafi edilemeyen kayıplar nedeniyle derin bir tükenmişlik yaşayabilir.
Etimoloji
Latince 'desperare' (de- [uzaklaşma, yokluk] + sperare [umut etmek, ümit beslemek]) fiilinden türetilmiş olup, kelime anlamı olarak 'umudun tükenmesi' veya 'ümidini kesmek' demektir.
Karıştırmayın
Üzüntü (sadness) ile karıştırılır; üzüntü durumsal ve geçici bir duygu durumuyken, umutsuzluk geleceğe yönelik bilişsel bir kilitlenme ve bilişsel çaresizliğin kronikleşmiş hâlidir. Depresyondan farkı ise her depresif tablonun mutlaka bilişsel düzeyde mutlak umutsuzluk içermemesidir.