Ana içeriğe atla
Psikoloji Sözlüğüm LogoPsikoloji Sözlüğüm

Orta Yaş Krizi

Midlife Crisis

Tanım

Yetişkinliğin orta evresinde (yaklaşık 35-65 yaşları arasında) ortaya çıkan, ölümlülük bilinci, kimlik sorgulamaları ve yaşamın yönüyle ilgili hissedilen yoğun psikolojik sıkıntı dönemi.

Örnek Vaka / Uygulama

48 yaşında üst düzey bir yönetici olan Danışan M., ani bir kararla uzun süredir yürüttüğü kariyerini bırakıp maraton koşmaya başlar, radikal imaj değişikliklerine gider ve ölümcül hastalıklar konusunda aşırı bir hipokondriyak kaygı geliştirir. Klinik değerlendirmede, bu ani davranış değişikliklerinin altındaki temel dinamiğin, yaşlanma korkusu ve gençlik yıllarındaki idealler ile bugünkü gerçeklik arasındaki uçurumun yarattığı varoluşsal anksiyete olduğu görülür.

Derin Analiz

Orta yaş krizi, klinik psikoloji ve gelişim psikolojisi bağlamında Erik Erikson'ın psikososyal gelişim kuramındaki 'üretkenliğe karşı durgunluk' (generativity vs. stagnation) evresiyle doğrudan ilişkilidir. Bireyin gençlik potansiyelleri ile yaşlılık gerçekliği arasında sıkışıp kalmasını, bugüne kadar alınan kararların muhasebesini yapmasını ve kalan ömrün sınırlılığını fark etmesini içerir. Ampirik ve ampirist araştırmalar, bu döneme özgü evrensel bir patolojik krizin varlığını destekleyen güçlü veriler sunmamaktadır; birçok gelişim psikoloğu bu durumu yapılandırılmış bir mit veya kültürel bir yapı olarak değerlendirirken, bireyin yaşam yolundaki normatif geçiş stresörleri ve durumsal krizlerle (kariyer, sağlık, kayıplar) tetiklenen bireysel bir uyum süreci olarak ele alır.

Etimoloji

İngilizce 'middle' (orta) + 'life' (yaşam) kelimeleri ile Yunanca 'krisis' (kriz, dönüm noktası, karar verme anı) sözcüklerinin birleşiminden oluşmuştur; ilk kez 1965 yılında Kanadalı örgütsel psikolog Elliot Jaques tarafından literatüre kazandırılmıştır.

Karıştırmayın

Yaş krizi (age crisis) ile karıştırılır; yaş krizi yaşamın herhangi bir dönemindeki gelişimsel eşikleri kapsarken, midlife crisis spesifik olarak yetişkinliğin ortasındaki ömür muhasebesine odaklanır. Ayrıca majör depresif bozukluktan, semptomların sürekliliği ve klinik tablonun niteliği bakımından ayrılır.